Overview
Bu kitap, yazma ihtiyacından çok, susmanın artık bir tercih olmaktan çıktığı bir dönemin ürünüdür. Tarih, kimlik, adalet, demokrasi ve millî duruş gibi kavramların ya bilinçli biçimde tartışmadan kaçırıldığı ya da dar kalıplara hapsedildiği bir süreçte; sözü, olması gerektiği yere yeniden taşımak kaçınılmaz hâle gelmiştir. Bu çalışma, tam da bu zorunluluktan doğmuştur.
Cumhuriyet’in fikrî temellerini anlamadan bugünü yorumlamanın mümkün olmadığına inanıyorum. Atatürk sevgisinin slogandan ibaret değil, halkın sessiz ama sarsılmaz vicdanında yaşayan bir gerçeklik olduğunu; Türklük bilincinin etnik pazarlıklarla değil, tarihsel bütünlükle anlam kazandığını bu kitapta ısrarla vurguluyorum. 3 Mayıs’tan Antep Savunması’na, Büyük Taarruz’dan Türk Dünyası perspektifine uzanan çizgi; geçmişin bir nostaljisi değil, geleceğin pusulasıdır.
Siyaset, bu metinlerde bir güç oyunu olarak değil; millet adına sorumluluk taşıması gereken bir alan olarak ele alınmıştır. Milliyetçilik, ayrıştırıcı bir araç değil; birleştirici bir bilinçtir. Ancak tarih boyunca bu bilincin nasıl istismar edildiği, nasıl kırılma anlarına sürüklendiği ve hangi tuzaklarla zayıflatıldığı da açık biçimde ortaya konulmaktadır. Ulus-devlet fikrinin içinin boşaltıldığı her noktada, adaletin ve demokrasinin de yara aldığını görmek zorundayız.
Adalet meselesi, bu kitabın merkezindedir. Hukukun üstünlüğü, ifade özgürlüğü, basın bağımsızlığı, protesto hakkı ve yargının siyasallaşması gibi başlıklar; teorik tartışmalar değil, doğrudan yaşanan gerçeklerdir. Bir ülkede adalet tartışmalı hâle gelmişse, orada sadece birey değil; devletin meşruiyeti de sınanıyor demektir. Bu nedenle burada sorulan sorular, cevap vermekten kaçınılamayacak kadar nettir.
Kitapta ele alınan ekonomik, tarımsal ve sosyal başlıklar da aynı ciddiyetle kaleme alınmıştır. Çiftçinin sessiz isyanı, tarımın ihmal edilmesi, şehirlerin üretimden kopması, sağlık ve kamu hizmetlerindeki nitelik sorunları; milletin gündelik hayatına değen ama çoğu zaman görünmez kılınan gerçeklerdir. Orman yangınlarından kadın cinayetlerine kadar uzanan bu tablo, toplumsal ahlakın ve devlet kapasitesinin birlikte sorgulanmasını zorunlu kılmaktadır.
Bu kitap, kimseyi ikna etmekten çok, herkesi düşünmeye davet etmektedir. Sözü karartılan yerlerde gerçeğin daha yüksek sesle konuşması gerektiğine; suskunluğun değil, sorumluluğun erdem olduğuna inanmaktadır. Yazılan her satır, milletin ortak vicdanına bir not, geleceğe bırakılan bir kayıt niteliğindedir.
Bu çalışma; geçmişle hesaplaşmak, bugünü doğru okumak ve yarının Türkiye’sini sağlam bir zemine oturtmak için kaleme alınmıştır. Çünkü tarih, susanları değil; doğru yerde ve doğru zamanda konuşanları hatırlar.
Reviews
There are no reviews yet.