Mehmet Pamuk; üretimi, istihdamı, dayanışmayı ve yerel kalkınmayı merkeze alan bir anlayışla Gaziantep’in geleceği için çalışır. Şehrin değerlerini koruyan, sorunlara çözüm üreten ve toplumun her kesimini ortak hedeflerde buluşturan güçlü bir yönetim vizyonu sunar.

Ortadoğu’da Büyük Kürdistan hayali ve jeopolitik gerçekler

Mehmet Pamuk

Ortadoğu’da Büyük Kürdistan hayali ve jeopolitik gerçekler

Mehmet Pamuk | 26 Ocak 2026

Ortadoğu’da “Büyük Kürdistan” söylemi, duygusal ve romantik bir özgürlük anlatısı gibi pazarlanmakta; ancak sahadaki güç dengeleri, bu söylemin büyük ölçüde küresel aktörlerin stratejik ajandalarına hizmet ettiğini göstermektedir. ABD ve İsrail merkezli güvenlik ve nüfuz politikaları, bölge halklarının özgürleşmesini değil; kontrol edilebilir, bağımlı ve gerektiğinde harcanabilir yapılar oluşturmayı hedefler. Bu çerçevede etnik aidiyet üzerinden kurulan hayaller, gerçekçi bir devlet perspektifinden ziyade vekâlet düzeninin parçası hâline gelmektedir.

Tarihsel olarak bakıldığında, büyük güçlerin Ortadoğu’da “vaat ettiği” hiçbir yapı, yerel halkların kalıcı refahına dönüşmemiştir. Aksine bu vaatler, toplumları birbirine kırdıran, uzun vadeli istikrarsızlık üreten araçlar olarak kullanılmıştır. Bugün Kürt kimliği üzerinden inşa edilen Büyük Kürdistan söylemi de benzer bir çerçevede okunmalıdır. Zira ne ABD ne de İsrail, bölgenin en kadim ve stratejik topraklarını gerçek anlamda bağımsız bir aktöre devretme iradesine sahiptir. Burada hedeflenen, kalıcı bir devlet değil; askeri üslerle çevrili, dışa bağımlı, kendi iç bütünlüğünü kuramamış bir tampon alandır.

Irak’ın kuzeyindeki fiili yapı bu durumun somut örneğidir. Devlet görüntüsü altında aşiret ilişkilerinin, aile iktidarlarının ve gelir paylaşımında tekelleşmenin hâkim olduğu bu model; halkın değil, dar bir zümrenin güçlendiği bir düzen üretmiştir. Siyasi makamların, ekonomik kaynakların ve güvenlik aygıtlarının sınırlı çevrelerde toplanması; “devlet” iddiasının ne kadar kırılgan olduğunu açıkça göstermektedir. Buna rağmen aynı modelin daha geniş bir coğrafyada tekrarlanabileceğine inanmak, stratejik körlüktür.

Ayrıca Kürt topluluklarının yaşadığı ülkeler arasındaki sosyolojik, kültürel ve dilsel farklılıklar da çoğu zaman göz ardı edilmektedir. Irak’taki, İran’daki, Suriye’deki ve Türkiye’deki Kürtlerin ortak bir siyasal bilinç ve hedef etrafında birleşebileceği varsayımı, sahadaki gerçeklerle örtüşmemektedir. Ortak kimlik vurgusu, ortak devlet kurmaya yetmez; güçlü kurumlar, ortak hukuk ve bağımsız ekonomi olmadan kurulan her yapı, dış müdahalelere açık hâle gelir.

Silahlı örgütler üzerinden yürütülen “özerklik” ve “devrim” söylemleri ise bu sürecin en yıkıcı boyutudur. Bir mahallenin, bir ilçenin özerklik ilan etmesi; romantik bir direniş değil, sivil halkı hedef hâline getiren stratejik bir felakettir. Bu tür girişimlerin bedelini ödeyenler, karar vericiler değil; gençler, çocuklar ve sıradan aileler olmuştur. Hendek siyasetinin geride bıraktığı yıkım, bu tür projelerin kimin çıkarına çalıştığını sorgulamayı zorunlu kılmaktadır.

OLUMLU YANLAR

  • Bu tartışmaların açık biçimde yapılması, bölge halklarının jeopolitik okuryazarlığını artırma potansiyeli taşır.
  • Gerçek güç dengelerinin konuşulması, romantik sloganlar yerine stratejik aklın öne çıkmasını sağlayabilir.
  • Etnik kimlik üzerinden değil, vatandaşlık ve ortak gelecek üzerinden kurulan bir bakış açısı birlikte yaşama iradesini güçlendirebilir.

OLUMSUZ YANLAR

  • Dış aktörlerin yönlendirdiği hayaller, bölge halklarını uzun vadeli çatışma döngüsüne hapseder.
  • Bu süreçte en ağır bedeli yine Kürt gençleri öder.
  • Sürekli savaş, yoksulluk ve göç toplumsal dokuyu zayıflatır.
  • Bu söylemler, bölge ülkeleri arasındaki güvensizliği derinleştirerek daha sert güvenlik politikalarına zemin hazırlar.

SONUÇ

Büyük Kürdistan söylemi, mevcut güç dengeleri içinde Kürt halklarına gerçek bir devlet değil; kalıcı bir belirsizlik vaat etmektedir. Büyük güçlerin verdiği sözler, tarih boyunca hiçbir zaman yerel halkların lehine sonuçlanmamıştır. Gerçek güvenlik ve refah; dış destekli projelerde değil, yaşanılan ülkenin kurumlarına sahip çıkmakta ve ortak geleceği birlikte inşa etmekte yatar.

PSİKOLOJİK PERSPEKTİF

Sürekli mağduriyet ve kurtuluş anlatılarıyla beslenen kolektif bilinç, bireyleri rasyonel düşünceden uzaklaştırır. “Bir gün her şey değişecek” inancı, bugünün sorumluluğunu ertelemeye yol açar. Bu durum, dış aktörlerin manipülasyonunu kolaylaştırır. Gerçek güçlenme ise hayal satılan değil, gerçeklerle yüzleşebilen topluluklarda mümkündür.

UYGULAMAYA DÖNÜK ÖNERİLER

  • Tarihsel örnekler üzerinden bölgesel projeler soğukkanlı biçimde analiz edilmelidir.
  • Silahlı yapıların değil, sivil ve demokratik kanalların güçlenmesine öncelik verilmelidir.
  • Etnik kimlik yerine ortak vatandaşlık bilinci desteklenmelidir.
  • Gençlerin, romantik sloganlar yerine ekonomik, hukuki ve kurumsal gerçeklerle buluşması sağlanmalıdır.

OKUYUCUYA SORULAR

  • Bugüne kadar büyük güçlerin Ortadoğu’da verdiği hangi söz, yerel halkların lehine sonuçlanmıştır?
  • Silahlı örgütlerin aldığı kararların bedelini kimler ödemektedir?
  • Bir devlet kurmak için etnik kimlik yeterli midir, yoksa güçlü kurumlar mı gereklidir?
  • Irak’ın kuzeyindeki mevcut yapı, halkın refahını mı yoksa dar bir zümrenin gücünü mü artırmıştır?
  • Gerçek güvenlik ve gelecek, dış destekli projelerde mi yoksa birlikte yaşama iradesinde mi yatmaktadır?

Gerçek güç, dışarıdan verilen vaatlerde değil; güçlü kurumlarda, ortak vatandaşlık bilincinde ve birlikte inşa edilen gelecekte saklıdır.

Görüş ve İletişim Formu


Tarih
Yorum
Yorumu Yapan
30.06.2026 07:21 Salı
Ana Yorum Kitabınızı çok beğendim.
Şe** A**
30.06.2026 07:22 Salı
Yönetici Cevabı
Bu yanıt, üstteki ana yoruma bağlı konuşma içinde gösterilir.
Teşekkür ederim.
Mehmet Pamuk